İletişime Geçin: 0532 417 80 02

Arafat

MİLYONLARCA insan hac için Mekke’de bulunuyor. 31 Ocak 2004 Cumartesi Arefe, 1 Şubat 2004 Pazar da Kurban Bayramı. Hacılar Arefe günü Arafat’a çıkacaklar, güneş batınca Arafat’tan Müzdelife’ye geçecekler, o gece orada kumlar üzerinde istirahat edecekler, ‘şeytanlara’ atılacak taşları toplayacaklar ve sabah namazını kıldıktan sonra Mina’ya varacaklar, büyük şeytan denilen Cemre-i
Akabe’ye yedi taş atacaklar, Kıran ve Temettu haccına niyet edenler kurbanlarını kesecekler, tıraş olup ihramdan çıkacaklar ve Kabe’yi tavaf ederek ‘Hacı’ olacaklar. Evet, haccın iki farzından biri, Kabe’yi tavaf, ikincisi ise Arefe günü öğle vaktinde başlayıp, ertesi gün şafak vaktine kadar Arafat’ta kısa bir süre de olsa ‘Vakfe’ etmektir, yani ‘durmak’ tır. Arafat; bilmek, bilinmek, tanımak, tanınmak, tanışmak, kavuşmak ve güzel koku manalarına gelmektedir.
Cennetten çıkarılan Hz. ådem ve Hz. Havva’nın, yıllarca ayrı kaldıktan sonra Arafat vadisinde birbirlerine kavuşarak hasretten kurtulmaları, geçmişin hatıralarıyla heyecanlanmaları, geleceklerine ait düşüncelerinin manifestosunu burada müzakere etmeleri, Arafat’ın sınırlarını bizzat Hz. Cebrail aleyhisselamın İbrahim Peygamber’e göstermesi, ‘Hac Arafat’tır’ ve ‘İnsanların en büyük
günahkarı, Arafat’a çıktığı halde, günahlarından arınmadığını zannedendir’ mealindeki Peygamberimizin mübarek sözleri, Kur’an’ın en son kelamı olan ‘Bugün dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Din olarak sizlere İslam’ı
seçtim ve bundan da razı oldum’ ayetinin, Hz. Peygamber’in Veda Haccı sırasında Arafat vadisinde indirilmesi, yüce Peygamberimizin tek ve son yaptığı Veda Haccında, Arafat da Kusva devesine binerek yüz yirmi beş bin sahabiye ”rat buyurduğu ve dünya durdukça bütün insanlığın dertlerine deva olacak ve kesinlikle kıyamete kadar hiçbir kimse tarafından daha ‘anlamlısı’ söylenemeyecek olan ‘Veda Hutbesi’, Arafat’ın manasını kutsallaştıran ve taçlandıran hususlar cümlesindendir.
İşte kıyamete dek yaşayacak, yaşatacak ve eskimeden insanlığa ışık tutacak ve kesinlikle daha mükemmeli söylenemeyecek olan 1372 sene önce söylenen Hz. Muhammed’in Veda Hutbesi’nden bazı pasajlar:
‘Ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lakin borcunun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah’ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahiliyet devrinden kalma bu çirkin adetin her türlüsü ayağımın altındadır. Ashabım! Kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. İnsanlar! kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız. Onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların, aile yuvasını, sizin hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir. İnsanlar! Allah, her hak sahibine hakkını Kur’an’da vermiştir. Varise vasiyyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah’ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün Müslümanların ilencine uğrasın.
Ashabım! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz ådem’in çocuklarısınız. ådem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız O’na en çok saygı göstereninizdir. Arap’ın, Arap olmayana takvadan başka bir üstünlüğü yoktur.’

Halka ve Olaylara Tercüman Gazetesi, (23.01.2004)