İletişime Geçin: 0532 417 80 02

Bilinçlenmenin Kâbe Boyutu

Temmuz’un ilk iki haftasında Medine’de ve Mekke’deydik. Bir umre ziyareti vesilesiyle on beş günümüzü mukaddes topraklarda geçirdik.
Bu seyahat maddi ve manevi bir dinlenmeydi. Bir rahatlama ve huzur arama çabasıydı.

Zaten dünyanın dört bir tarafından gelen herkes, aradığı huzuru bulmak için, elinden kaçırdığı rahatını yeniden temin etmek için oraları seçmişti.

Güneşte, 50 derecenin üstünde bir sıcaklık hakim. Ama kimsenin bundan bir rahatsızlık duyduğu yok. Güneşin tam tepeye geldiği öğlenin kavurucu sıcağı karşısında bile Kâbe’nin çevresi insan seli.

Çünkü kalbin serinliği, iklimin sıcağını çoktan bastırmış, Kâbe’nin câzibesi ve çekici gücü güneşi çoktan unutturmuştu.

Hac mevsiminin Temmuz ve Ağustos’a denk geldiği dönemler hariç tutulacak olursa, genellikle yazın sıcak günlerinde umre sakin olurdu. Dört-beş sene önce bu mevsimde umreci sayısı azdı. Ama son yıllarda bu “az”lık çokluğa dönüştü, umre “bereket”lendi.

Sadece Türkiye’den değil, başta İran olmak üzere diğer İslam ülkelerinden ciddi anlamda ihramlı olarak Mekke’ye girenler yoğunluk kazandı.

***

Bu yoğunluğu oluşturanlar eskiden olduğu gibi, yaşı altmışın, yetmişin üzerinde olanlar değil, gün geçtikçe gençleşmeye doğru bir akış ve yöneliş var.

Hac mevsimi kalabalığı olmadığı için, gençlerin sayıca fazlalığı herkesin dikkatini çekiyor.

Son on yılda gittikçe artış gösterir düzeyde, özellikle Türkiye’den “aile boyu” umreye gidenlerde gözle görülür derecede bir artışın olması ayrı bir renklilik ve çeşitlilik arz ediyor.

Okullar tatile girer girmez, bazı aileler üç-beş aylık bebeği, sekiz-on yaşlarında çocukları ve on beş-yirmi yaşlarında gençleri ve genç kızlarıyla el ele tutuşarak Kâbe’nin çevresinde nurlu bir halka oluşturuyorlar.

Bu gençlerde öyle bir şevk, öyle bir aşk ve öyle bir heyecan ve gayret var ki, Beytullah olarak bildiğimiz “Allah’ın evinin” birer pervanesi olmuşlar.

Ellerinde dua kitapları, dillerinde tekbir ve salavatlar, kalblerinde Allah sevgisi, Kâbe coşkusu, sessiz sâkin, halim-selim bir eda içinde Mevleviler gibi dönüyorlar da dönüyorlar.

***

Peygamberimizin, “Elli tavaf yapan anasından doğduğu gün gibi günahlarından temizlenir” müjdesini duyar duymaz, kendi aralarında tatlı bir yarışa giriyorlar. Tavafın sakin zamanı da kolladıkları için 10-15 dakika içinde bir tavaf yapıyorlar.

Kâbe’nin çevresini yedi defa dönerek tamamlanan her tavaf, genç ruhlarda öyle çiçekler açtırıyor ki, Allah’a kul olma şuuru, Kâbe’nin Rabbine muhabbet duyma bilinci onlara dünyada iken Cennet mutluluğunu veriyor.

Bizim grupta lise 1’e giden genç bir kızımız vardı. Dokuz gün kadar Mekke’de kalmıştık. Kendisini o kadar Kâbe’nin cazibesine kaptırmıştı ki, havaalanına gidecek otobüsün kalkmasına yarım saat kala bile tavaf ediyordu. Son anda emeline nail olmuş, hedefine ulaşmış ve gönlünde sakladıklarını gerçekleştirmişti. Otobüse binerken beni karşısında görünce sevinçten gözlerinin içi gülüyordu.

Türkiye’den genç yaşta insanların Kâbe’nin etrafını doldurması Mekkelilerinin dikkatini çekmiş olacak ki, Mekke’nin köklü ailelerinden dostumuz Nebil Baz, Türk gençlerini gördükten sonra memnuniyetini ve sevincini ifade ederken şöyle diyordu:

“Türkiye’den umreye gelenlerin yüzde yetmişini gençlerin oluşturduğunu gördüm. Bu durum, Türkiye’de İslâmî şuurun gençler arasında yaygınlaştığını gösteriyor. Türk gençleri İslâmı bilinçli olarak yaşıyorlar.”

İslâm şuurunun ve Kur’ân ahlakının gençler üzerinde görülür olması, bizi de sevindiriyor. Çünkü bir millet kendi inanç değerlerine ne kadar sahip çıkarsa, o ülkede suç oranları o nisbette azalır, teröre çıkan yollar o oranda tıkanır, ülkeye huzur ve asayiş hakim olur.

Mehmet Paksu, Dünden Bugüne Tercüman 21.07.2004